15/7/2007 - kaçış

NEDENSİZ BİR KAÇIŞ
Yanımda olmadığın halde soluğunu hissediyorum
Nefesin derinden geliyor,yorulmuş gibi
Koyu bir karanlıkta yolunu bilmeden koşuyorsun
Adını koyamadığın mutluluğuna mı bu yolculuk
Hep anlatırdın aslında,bilmem hatırlıyor musun?
Benden bunalmıştın,yorulmuştun
Kurtulmalıydın ama nedense başaramıyordun
Hırsından da taviz vermiyordun
Peki ne yaptın kaçışlarla,neyi kurtardın?
Bak soluk soluğasın
Ellerin boğazında bir nefese tapmaktasın
Ardında da seni var eden bir kadın
İşte senin bu varlıktandır korkun
Mutlu olabilmek arzusundan yoksunsun
Ve pençelerinin izlerinden kurtulmak için
Çıplak ayaklarla koşmana gerek yok
Unutma ki bendeki yaralar ikimizin
Sen onları yarattın,ben isimlerini verdim
Her fedakarlığımı görmezden gelip
Beni suçlayarak gidiyorsan
Biraz ağır ol,dinlen!
Aldığın nefesin bile benim olduğumu unutma diye bu gayem
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/7/2007 - benim kadar sevmek seni..

Seni Benim Kadar Sevemeyenler Seni Benim Kadar Sevebilir mi?
seni benim kadar sevecek olan başını taşlarda çürütmelidir yarasına dikenleri sarmalı kalbinde dağları yürütmelidir
gözleri her sabah başka bir çeşme her akşam krater, her gece duman gökleri günboyu alevlenirken boynunda bir kement olmalı zaman
yollar düğüm düğüm boğmalı onu ızdırap sızmalı baktığı yerden kaplan tutuşmalı, kurt inlemeli saçından bir teli yaktığı yerden
sana benim kadar tutulmak demek vurulmak demektir kartallar gibi tâcını, tahtını kaybetse bile gülümseyebilmek krallar gibi
seni benim kadar sevecek olan ruhunu kapından kovabilir mi seni benim kadar sevemeyenler seni benden fazla sevebilir mi
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/7/2007 - umudun rüyası..
Aşk Cefâ Ülkesinde Umudun Rüyasıdır
aşk ölümcül bir hülyadır anlayamadığım ey sarı gök bulutu, ey ıstırab gülşeni son bir karanfil gibi taşıyacağım seni kalbimin hüsnüyusuf mahrem bahçelerinde derindesin, rüya kadar derinde
aşk ipek bir karanlıktır kollayamadığım gecenin bir vaktinde gelen çiçekler için tenhâsında kuşlar uçan sulara karışıp akmak isterim kan çölünün ıssız vâhalarından saâdet burcuna çıkmak isterim gitmeliyim buralardan seninle kalırsam, surları yıkmak isterim
aşk gizemli bir şarkıdır dinleyemediğim ayrılığın arkasından duyulan gün doğuyor, neden gülemiyorum siyah bir tanyerinde beklemek yakışmaz bana geceyi eylül mü vurdu güllerimi, bilemiyorum
aşk isyankâr bir korkudur sonlayamadığım gece yolculuğuna takılır ayakları özlem beyaz bir gül, açar bağrında yâr kokusu yayılsın diye kaldırımlara ölü ve gözüyaşlı bırakır çocukları arıbeyi konunca ruhun zümrüt taşına mor gülüşlü haramî çıkar dağlar başına diriltir sarı saçlı, kırılgan aynaları
aşk veremli bir türküdür söyleyemediğim nağmeleri doruklardan yayılan anılar sehpasında takıyor boynumuza kırmızı urganları kötürüm bir vâdide geziyor kurbanları her aşkı dâre çeken vefâsız leylâsıdır alır avuçlarına, öper ısırganları aşk cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır

|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/7/2007 - tarih kitabı

Artık İlgilenmiyorum Seninle
Bunca yıkılmış dağlar üstüne Kalbimin kanını buharlaştırdı gözlerin
Oysa kaç güvercin havalanmıştı içimden Konarak pervazlarına gülüşlerinin Kaç mermi sıyırmıştı ruhumu Acımasız yürüyüşlerinin mevzilerinde Dayanmıştım Ağlamıştım saatlerce parçalanan düşlerime Ta ki sevgilim Kızaran bir gök bulutu Ölümü Bir yıldırımla düşürdüğün ana değin Kalbimin haritasına
Artık ilgilenmiyorum seninle Demiştin barut kokan kelimelerle Demiştin de hayat ölü bir bıldırcın gibi Tutuşup yanmıştı yanan bir tahta içinde Tarla küllerle dolu, ortasında yumurta Çatladıkça yeniden doğuruyor kanımdan Fışkıran harflerle kalbim olan cümleyi: Ben ancak bir tarih kitabı kadar İlgileniyorum seninle...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/5/2007 - mavii..
   GüLüN HiKaYeSi
Bundan uzun yıllar önce ülkenin birinde Yusuf adında bir delikanlı yaşardı.Yusuf fakir ama gayet çalışkan bir gençti. Yusuf çiçek yetiştirip satarak geçinirdi.Onun ünü bütün ülkede bilinirdi.Hiçbir çiçek onun bahçesindekiler kadar güzel değildi. Padişah ölen bahçıvanı yerine yusufu işe almış.Yusuf başlamış sarayın bahçesini güzelleştirmeye.Birgün pencereden bahçeyi izleyen padişah kızını görür ve ona o an deliler gibi aşık olur.Gözlerini ondan alamaz ve bir süre onu izlemeye başlar.Bir an sonra padişah kızı onu farketmiş ve inci gibi dişleriyle ona bakarak gülümsemiş.Sonra içeriye geçmiş. Yusuf işine geçmiş ama aklı hala padişah kızındaydı.Sürekli onu düşünüyor onunla ilgili hayaller kuruyordu.Onunla evlendiğini ve aslan gibi iki çocukları olduğunu düşlüyordu.Yusuf hergün bir yandan bahçenin bakımını yapıyor bir yandanda prensesin pencereye gelip etrafı izlemesini bekliyordu o geldiğinde o da onu izlerdi. Günlerden bir gün padişah kızı yanına nedimelerini de alarak bahçede gezintiye çıkar.Bahçenin eşsiz güzelliğini bir kez daha anlar ve nedimelerinden birini çağırarak --Bu bahçenin bahçıvanını yanıma getir diye emreder.Nedime hemen gider Yusufu bulur ve prensesin karşısına getirir prenses nedimelerine dönerek: --Siz saraya çıkınız der.Nedimeler ordan ayrılırlar prenses ve Yusuf baş başa kalır.Prenses Yusufa: --Hiç bu kadar güzel bahçe görmemiştim der.Yusuf yarı utangaç biçimde: --O sizin güzelliğiniz prensesim der.Padişah kızı Yusufa dönerek : --Senin adın nedir? diye sorar yusuf: --Yusuf prensesim der.Prenses: --Yusuf senden özel bir şey isteyebilir miyim? diye sorar.Yusuf: --Ne demek prensesim emriniz başım üstüne diye cevap verir.Prenses: --Ben benzerinin sadece ay prensesinde bulunan,'Mavi Gülü' benim için bulmanı istiyorum der.Yusuf her ne kadar mavi gül'ün dünya üzerinde yetişmediğini bilsede aşık yüreğiyle prensese hayır diyememiş.Prenseste ''Mavi gülü elime alacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum'' diyerek ordan ayrılmış.Prenses gittikten sonra yusuf kara kara düşünmeye başlamış.Ben nasıl,nerden bulurum mavi gülü diyor işin içinden çıkamıyormuş.En son ellerini açarak Tanrıya şöyle dua etmiş --''Ey Tanrım! Ey kimsesizlerin kimsesi,yardıma muhtaç insanların dermanı,merhameti bol tanrım sen benim derdimi biliyorsun ben bu işin içinden çıkamıyorum bana yardım et Tanrım'' diyerek uyumuş.Gece rüyasında gökten yıldızlara benzeyen cisimlerin kayarak sarayın bahçesine indiğini görür ve ne olduğuna bakmak için dışarıya çıkarbahçenin ortasına geldiğinde gördüğü ışığın parlaklığından bir süre etrafını göremez olur gözleri ışığa alıştığında karşısında 3 tane daha önce hiç görmediği varlıkları görür.Ortada duran birkaç adım yaklaşarak: --Merhaba yusuf der.Ben Aşk meleğiyim sağımda duran iyilik meleği solumda duran ise Doğa'dan sorumlu melek.Sana yardım etmeye geldik.Tanrı mavi gülü bulmanda bizi sana yardım etmekle görevlendirdi.Daha sonra Melek geri çekildi ve Doğa meleği yanında ki kırmızı gül fidanına dönerek: --Ey kırmızı gül fidanı; Tanrının emriyle sana hemen eşsiz ve benzersiz mavi gül fidanına dönüşmeni istiyorum der.Fidan hemen değişmeye başlar ve çok güzel, çok alımlı bir gül fidanına dönüşür ki Yusuf bile böylesini daha önce ne görmüş ne de duymuştur.Doğa meleği işini bitirdikten sonra geri çekilir.İyilik meleği öne çıkarak; --Ey mavi gül fidanı,Tanrının emriyle her bir zerrenin iyilik,güzellik içinde mavi gül olarak açmanı istiyorum der.Bunun üzerine fidan'dan bir tomurcuk çıkar ve açmaya başlar yavaş yavaş mavi güle dönüşür ama orta kısımı oluşmamıştır.Sonra iyilik meleğide geriye çekilir ve Aşk meleği öne çıkarak: --Ey iyilik ve güzelliklerle yoğrulmuş mavi gül Tanrının emriyle sana sahip olacak prensesin seni kokladığı an bütün kalbiyle Yusufa aşık olmasını sağlamanı istiyorum der.Bunun üzerine mavi gül'ün etrafını bir ışık bulutu kaplar Yusufun gözleri kamaşır ışık bulutu büyür büyür ve bütün bahçeyi etkisi altına aldıktan sonra hızla mavi gül'ün ortasında ki boşluğa girerek orayı doldurur.Melekler işlerini bitirdiğinden uçup ordan giderler Yusuf da rüyadan uyanır sabah olmuştur hemen bahçeye koşar mavi gül'ün aynı yerde durduğunu görür ve rüyasını gerçek yaptığı için Tanrıya şükreder.Daha sonra prensesin nedimelerinden birinin yanına giderek: --Prensesimizin benden istediği bir şey vardı gidip söyleyiniz isrediği şeyi artık gelip alabilirler der.Nedime yusufun dediklerinden bir şey anlamamışltır ama gidip prensese söyler prenses heyecanla hızlıca yusufun yanına gelerek: --Nedimeden duyduğum doğru mu? diye sorar.Yusuf: --Evet prensesim der ve prensesi gül'ün yanına götürür gülü görünce ilk önce gözlerine inanamayan prenses daha sonra hemen gülü kopartır eline alır ve hemen koklamaya başlar.Bir an sonra başı dönmeye başlar ve kendinden geçip yere yığılır.Nedimeler durmu padişaha bildirirler.Yusufun kızına bir şey yaptığını sanıp o an hemen Yusufun boynunun vurulmasını emrini verir cellatlara Yusufun boynunu vurdurarak cesedini karanlık ormana gömdürür. Prenses daldığı 3 günlük bir derin uykudan sonra çok zinde yaşama enerjisiyle ayağa kalkar ve ilk iş olarak nedimelerine Yusufu sorar.Acı haberi öğrendiğinde hemen gül'ünü ister ve onu alıp bakar ki yarısı solmuştur gülün.Prenses tam 1 hafta yemeden,içmeden,uyumadan devamlı olarak ağlar ve gözyaşı döker.Bir hafta sonra gece bir uyku bastırır ve rüyasında Yusufu görür.Çok güzel bir evde çok güzel bir bahçe yetiştiriyormuş.Bahçesinde her çeşit çiçekten pekçok sayıda varmış.Ancak mavi gülden sadece bir tane varmış.Yusuf prensese dönerek: --Burası cennet ve burası da bizim evimiz prensesim.Herşey sizi bekliyor lütfen artık yanıma geliniz der.Prenses uyanır bakar ki daha sabah olmamış tüm saray uyumaktadır.Aklından hep rüyası geçiyor,zihninde Yusufun dedikleri yankılanıyordu.Birden mavi gülü eline alır ve penceresini açar ve kendini boşluğa bırakır...
Sabah sarayda bir kıyamet kopar.Ağlayanlar,üzülenler inleyenler her yerde görülüyordu.Prensesin cansız bedeni yerde yatıyor ama yüzü Dolunay gibi parlıyor ve yüz ifadesi sanki gülümsemeyi andırıyordu.İki elinin arasında tamamen solmuş olan mavi gül duruyordu.
İşte bu nedenledir ki Dünyaya artık mavi gül gelmeyecek.Çünkü Yusuf ve prenses aşkı bir daha yaşanmayacak.Mavi gül dünyaya sadece bir kere geldi, Gelişi de aynen böyleydi...

|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/5/2007 - umudunu yitirenler için..
KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ
Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye önce müthiş bir acı duydu dudağında gümbür gümbür oldu yüreği sonra hızla çekildi yukarıya...
Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü neye benzerdi acep gökyüzü. Bir yanda büyük bir merak bir yanda ölüm korkusu.
"Dudağı yarıklar " denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü , insanı oltadan son anda kurtulanlar.
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu küçük istavrit anladı yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa, şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, ansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.
İnsanlar gelip geçtiler önünden bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.
İşte tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına bir öpücük kondurdum başına, iki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle, saldım denizin sularına.
Bir an öylece baka-kaldı Sonra sevinçle dibe daldı. Gitti tüm kederimi söküp atarak, teşekkürü de ihmal etmemişti. Bir kaç değerli pulunu Elime, avuçlarıma bırakarak.
Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye? " Bir gün dedim, bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, Son ana kadar hep bir umudum olsun diye... "

|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/5/2007 - MuCiZe

" EN OLMAYACAK YERDE, EN OLMAYACAK ZAMANDA EN OLMAYACAK OLAY, HER ZAMAN VE HER YERDE OLABİLİR."
MUCİZE....
Sally, küçük kardeşi George hakkında anne ve babasının konuşmalarını duyduğu zaman yalnızca sekiz yaşındaydı. Kardeşi çok hastaydı ve onu kurtarabilmek için ellerinden gelen herşeyi yapmışlardı. George'nin yalnızca çok pahalıya malolacak bir ameliyatla kurtulma şansı vardı fakat bunun için yeterli paraları yoktu. Babasının, umutsuz bir biçimde annesine şöyle fısıldadığını duymuştu Sally: "Yalnızca bir mucize onu kurtarabilir." Bu sözleri duyar duymaz, usulca kendi odasına yürüdü Sally. Domuz biçimindeki kumbarasını gizlediği yerden çıkartarak içindeki paraları yavaşça yere dökerek saymaya başladı. Yanılgıya düşmemek için tam üç kez saydı kumbaradan çıkardığı bozuk paraları. Sonra hepsini cebine koyarak aceleyle evden çıkıp, köşedeki eczaneye gitti.
Eczacının dikkatini çekebilmek için büyük bir sabırla bekledi. Eczacı çok yoğundu ve bir adama ilaçlarını nasıl kullanacağını anlatıyordu. Bu yoğun çalışmanın arasında sekiz yaşındaki bir çocukla ilgilenmeye hiç niyeti yoktu ama Sally'nin beklediğini görünce "Evet, ne istiyorsun söyle bakalım" dedi. "Biraz acele et, gördüğün gibi beyefendiyle ilgileniyorum" diyerek yanındaki şık giyimli adamı gösterdi. Sally "Kardeşim" dedi. Sessizce yutkunduktan sonra devam etti: "Kardeşim çok hasta, bir mucize almak istiyorum." Eczacı Sally'e bakarak: "Anlayamadım" dedi. "Şeyy, babam 'Onu ancak bir mucize kurtarabilir' dedi, bir mucize kaç paradır, bayım?" Eczacı Sally'e sevgi ve acımayla baktı bu kez: "Üzgünüm küçük kız, biz burada mucize satmıyoruz, sana yardımcı olamayacağım" dedi.
Sally o kadar kolay vazgeçmek istemedi. Eczacının gözlerinin içine bakarak "Karşılığını ödemek için param var benim, bana yalnızca fiyatını söylemeniz yeterli" dedi. Bu arada Sally ve eczacının yanında bekleyen iyi giyimli bey Sally'e dönerek "Ne tür bir mucize gerekiyor kardeşin için küçük hanım? diye sordu. "Bilmiyorum" dedi Sally. Sonra gözlerinden aşağı süzülen yaşlara aldırmaksızın devam etti: "Tek bildiğim, o çok hasta ve annem ameliyat olmazsa kurtulamayacağını söyledi ailemin de ameliyat için ödeyebilecekleri paraları yok. Ama babam "Onu ancak bir mucize kurtarabilir" deyince ben de paramı alıp buraya geldim." "Peki, ne kadar paran var?" diye sordu iyi giyimli adam. " Bir dolar ve onbir sent" dedi Sally. "Ve dünyadaki tüm param bu!" "Bu iyi bir şans, küçük kardeşini kurtarmak için gerekli olan mucize için yeterli bu para" dedi, iyi giyimli adam.
Adam bir eline parayı aldı, öteki eliyle de Sally'nin elini tutarak "Beni yaşadığın yere götürür müsün lütfen?" diye sordu. "Küçük kardeşini ve aileni tanımak istiyorum" dedi. İyi giyimli adam Dr. Carlton Armstrong'du ve George için gerekli olan ameliyatı yapabilecek tanınmış bir cerrahtı. Ameliyat başarıyla sonuçlanmış ve aile hiçbir ödeme yapmamıştı. Hep birlikte mutluluk içinde evlerine döndükleri zaman hâlâ yaşadıkları olayların etkisinden kurtulamamışlardı. Anne: "Hâlâ inanamıyorum. Bu ameliyat bir mucize! Doğrusu maliyeti ne kadardır merak ediyorum" dedi. Sally kendi kendine gülümsedi. O bir mucizenin kaça malolduğunu çok iyi biliyordu. Tam tamına bir dolar ve onbir sent!
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/5/2007 - tek yıldız:(
DENİZ YILDIZI
Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. Genç adama yaklaşır: - Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun? Genç adam yanıtlar; - Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler. Yazar sorar; - Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var. Ne fark eder ki? Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır, okyanusa fırlatır. - Onun için fark etti ama...

|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
KARım..KARdan adamım.. güneşin oyununa düşme! sana söz doğar gece, en sert kış olur rüzgar, donarsın.. titrerim seninle, üşüdükçe ısınır için..
Kategoriler
Arkadaşlarım
• bilinmezlikulkesi • hephuzun • tutellerimi
|